Hilye-i Şerif

 Ana sayfa > Haberler > Hilye-i Şerif

25 Ekim 2022

Hilye-i Şerif

HİLYE NEDİR?


Hilye: Güzel vasıflar; övünülecek, fahredilecek sıfatlar. Süs, zînet, cevher, güzel yüz. Peygamber Efendimiz’in dış görünüşünü, vasıf ve sıfatlarını tasvîr eden eserlere verilen isim: Hilye-i Saâdet, Hilye-i Şerîf gibi anlamlara gelmektedir.


HİLYE-İ ŞERİF’İN FAZİLETLERİ


18. asır Osmanlı âlim ve şâirlerinden Süleyman Nahîfî şöyle der:

“Şu muhakkaktır ki, bir kimse, hilye-i şerîfe yazsa ve ona çok nazar eylese, Allah Teâlâ o kimseyi hastalıktan, sıkıntılardan ve ânî ölümden muhâfaza eyler. Şâyet bir yere sefer ettiğinde berâberinde götürürse, o seferinde dâimâ Hakk’ın muhâfazasında olur.”


Birçok İslâm müellifi, hilye-i şerîfenin sayısız fazîletleri hakkında düşüncelerini ortaya koymuşlardır. Hattâ Hazret-i Peygamber’i rüyâda görmek için de hilye-i şerîfeyi teberrüken ezberleme an’anesi, birçok İslâm ülkesinde hâlâ mevcuttur.

İnsanın gönlü, fıtratı îcâbı dâimâ güzelliğe doğru meyleder, onunla berâber olmak ister. Bu câzibe sebebiyle zihin dâimâ onunla meşgul olur. Gönülde rûh ve ahlâk bakımından mahbûbuna benzeme arzusu doğar. Netîcede sevdiği şahsı örnek alarak onun hâliyle hâllenmeye başlar. Bu fıtrî temâyül sebebiyle hilye-i şerîfenin, Peygamber Efendimiz’e olan iştiyak, muhabbet ve ittibâyı artırmaya vesîle olacağı muhakkaktır.


Nitekim Hazret-i Hasan (r.a.), üvey dayısı Hind bin Ebî Hâle’ye Resûlullah’ın hilyesini sorarken, içinde bulunduğu hâlet-i rûhiyeyi şu sözleriyle dile getirmiştir:


“Dayım Hind bin Ebî Hâle, Allah Resûlü’nün hilyesini çok güzel anlatırdı. Kalbimin O’na bağlı kalması ve O’nun izinden gidebilmem için, dayımın Allah Rasûlü’nden bir şeyler anlatması, benim çok hoşuma giderdi.” (Tirmizî, Şemâil, s. 10)


Habîb-i Ekrem Efendimiz’in kelimelerle resmini çizmeye çalışan hilye-i şerifeler, saâdet devrine eremeyen ve hasretle yanan gönülleri bir nebze olsun teskin ve tesellî etmektedir. Hilye’ler vâsıtasıyla katredeki ummânı görmeye çalışan mü’minler, Âlemlerin Efendisi’ne olan muhabbetlerini artırarak O’nun üsve-i hasenesinden istifâde etmeye, şemâil ve ahlâkı ile mütehallî olmaya gayret göstermişlerdir.


Bununla birlikte, Peygamber’in “nûrun alâ nûr” yâni nûr üstüne nûr olan mübârek sîmâsını sözle tasvîr ederken kelimelerin kifâyetsizliği ile beşerin O’nun hakîkatini kavramaktaki mutlak aczi hesâba katılmalıdır.


Hilye-i Şerif ile ilgili daha çok bilgiye https://www.islamveihsan.com/hilye-i-serif-nedir-hilye-i-serifin-faziletleri-nelerdir.html sitesinden ulaşabilirsiniz.


HİLYE-İ ŞERİF EZBER VE GÜZEL OKUMA YARIŞMASI


Âlemlerin Efendisi’ne olan muhabbetlerini artırarak O’nun üsve-i hasenesinden istifâde etme arzusu ile düzenlediğimiz yarışmada Hilye-i Şerif'i ezberleyip en güzel okuyan sen ol, hediyeni al.

Yarışma Başvurusu 30 Ekim - 30 Kasım 2022 tarihleri arasında olup, Yarışma 04 Aralık Pazar saat 10.00'da Erkam Gençlik Merkezi Konferans Salonunda yapılacaktır.

Yarışmamıza erkek öğrenciler katılabilir. Yarışmamız Okul öncesi (4-6 yaş), İlk Okul, Orta Okul ve Lise seviyesinde tek kategori üzerinden yapılacaktır.


Ödüller

1-2-3. ye Forma

4-5-6. ya Spor Ayakkabı

7-8-9. ya Dijital Saat

10-11-12. ye Sırt Çantası

13-14-15. ye Futbol Topu


 Başvuru için buraya tıklayınız. (Başvuru süresi dolmuştur.)


HİLYE-İ ŞERİF (PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN ŞEMÂİLİ)


Biz de bu sahadaki aczimizi îtirâf ile birlikte, bizlere kadar ulaşan rivâyetlerden gönlümüze

akseden şebnemler misâli, hilye-i şerîfeyi teberrüken nakletmeyi arzu ettik. Muhtelif

rivâyetlerde hulâsaten şöyle buyrulmaktadır:


(Ezberlenecek kısım buradan başlıyor.)


Resûl-i Ekrem, uzuna yakın orta boylu idi.


Yaratılışı fevkalâde dengeli olup mütenâsip bir vücûda sâhipti.


Göğsü geniş, iki omuzlarının arası açıktı. İki kürek kemiği arasında nübüvvet mührü vardı.


Kemikleri ve eklemleri irice idi.


Teni gül gibi pembemsi beyaz, nûrânî ve parlak, ipekten yumuşaktı. Mübârek vücûdu dâimâ temiz idi ve râyihası ferahlık verirdi. Koku sürünsün veya sürünmesin teni ve teri, en güzel kokulardan daha hoş bir letâfette idi. Bir kimse O’nunla musâfaha etse, bütün gün O’nun latîf kokusu ile mütelezziz olurdu. Sanki güller, kokusunu O’ndan almıştı. Mübârek elleriyle bir çocuğun başını okşasalar, o çocuk, güzel kokusuyla diğer çocuklardan ayırt edilirdi.


Terlediği zaman teni, gül yaprakları üzerindeki şebnemleri andırırdı.


Sakalı gür idi. Uzattığı zaman, bir tutamdan fazla uzatmazdı. Vefât ettiklerinde, saçlarında ve sakallarında yirmi kadar beyaz vardı.


Kaşları hilâl gibi olup iki kaşı arası birbirinden uzakça ve açık idi. İki kaşı arasında bir damar bulunuyordu ki, Hak için öfkelendiği zaman kabarırdı.

İnci gibi dişleri olup dâimâ misvak kullanır, sık sık kullanılmasını tavsiye ederlerdi.


Kirpikleri uzun ve siyah idi. Gözleri büyükçe, siyahı tam siyah, beyazı tam beyaz idi. Sanki gözlerinde kudret eliyle ezelde çekilmiş bir sürme vardı.

Müstesnâ rûhî yapısının kemâli gibi, vücut yapısının cemâli de eşsizdi.


Sîmâsı, geceleyin ayın on dördü gibi parlardı. Hazret-i Ayşe buyurur ki:


Resûlullâh’ın yüzü o kadar nûr saçardı ki, gece karanlığında, ipliği iğneye O’nun yüzünün aydınlığında geçirirdim.”


İki kürek kemiği arasında nübüvvetine âit ilâhî bir nişan vardı. Birçok sahâbî, onu öpebilmenin aşkıyla yanardı. Vefâtı esnâsında bu mührün gayb âlemine gitmesi, irtihâlinin tasdîki oldu.


Mübârek ve nûrânî vücûdu vefâtından sonra hiçbir değişikliğe uğramamıştı.


Fuzûlî söz söylemeyip her kelâmı hikmet ve nasîhat idi. Lügatinde aslâ dedikodu ve mâlâyâni yoktu. Herkesin akıl ve idrâkine göre söz söylerdi.


Mülâyim ve mütevâzî idi. Gülmesinde kahkaha gibi aşırılık olmazdı. Dâimâ mütebessimdi.